Creed markasını ilk keşfettiğimde beni en çok etkileyen şey, bu kadar köklü bir geçmişe sahip olup hâlâ bu kadar güncel ve prestijli kalabilmiş olmasıydı. Hikâyeleri 1760’a kadar uzanıyor. Aslında başlangıçları bir parfüm evinden çok, İngiltere’de terzilik ve özel sipariş işleri yapan küçük ama seçkin bir aile işletmesi. Zaman içinde aristokrasinin ilgisini çekiyorlar ve kraliyet üyelerine özel kokular hazırlamaya başlıyorlar.
19.yüzyıla doğru ise iş tamamen parfümün etrafında şekilleniyor. Özellikle Avrupa’da dönemin ünlü isimleri için özel kokular tasarlamaları markayı farklı bir noktaya taşıyor. Zaten Creed’i Creed yapan şey de hep bu “kişiye özel”, elde üretilen, klasik metotlara bağlı kalınan yaklaşım.
Ailenin sonraki kuşakları da aynı çizgiyi koruyor. Bugün bile markanın kendine has bir üretim tarzı var; birçok parfüm evinin vazgeçtiği geleneksel harmanlama yöntemlerini hâlâ kullanıyorlar. Bu da kokuların hem çok karakterli olmasını hem de baştan sona değişen, yaşayan bir yapı taşımasını sağlıyor.
Benim için Creed’in özeti şu: köklü, sınırlı üretim yapan, kendi tarzından taviz vermeyen gerçek bir “niş” mirası. Kokuları sevsen de sevmesen de, arkasındaki hikâyeye ve işçiliğe saygı duymamak mümkün değil.