- Katılım
- 10 Ocak 2025
- Mesajlar
- 444
- Tepkime puanı
- 1,579
- Puanları
- 93
Ud, aslında Agarwood denilen bir ağaçtan elde ediliyor. Bu ağacın odunu normalde sıradan bir odun gibi kokusuz. Ama ağaca bir mantar bulaştığında, ağaç kendini korumak için yoğun, reçineli, koyu bir sıvı salgılıyor. İşte o reçineyle kaplanmış odun parçasına oud ya da ud deniyor.
Bu süreç bazen 10 - 15 yıl, bazen 50 yıla kadar sürebiliyor. Yani her ağaç ud üretmiyor, üreten de onlarca yıl bekletilmek zorunda kalıyor. Bu yüzden dünyanın en pahalı hammaddelerinden biri.
Kokusu çok katmanlıdır. Dumanlı, reçineli, bazen derimsi, bazen tatlı, bazen de hayvansal bir havası olur. Tek bir nota gibi değildir; içine bakınca adeta küçük bir koku evreni gibidir.
Parfümdeki rolü dip notalarda genelde baskın bir gövde oluşturur. Kullanılışına göre ya çok ağır ve karanlık bir koku yaratır ya da lüks ve sofistike bir yumuşaklık verir.
Bunu bazen parfüm şişelerinde şu isimlerle de görürüz; Oud veya Oudh.
Oud: Daha çok batı parfüm evlerinde kullanılır.
Oudh: Arapça/Hint kökenli yazım şekli, biraz daha oryantal bir hava katmak için tercih ediliyor.
Ud ya da kimilerinin oudh dediği şey. Kağıt üzerinde ağaç reçinesi deyip geçebilirsin ama işin içine girince bambaşka bir dünya açılıyor. İlk kokladığında bu nasıl koku? diye afallatan, sonra bağımlılık yapan bir nota. Dumanlı, biraz derimsi, yer yer tatlı, bazen de öyle mistik bir hava veriyor ki sanki bin yıl öncesinden gelmiş bir sır gibi.
Benim gözümde parfümde ud, sahneye çıkan başrol oyuncusu gibi. Girdiği anda ortamın havası değişiyor. Hele doğru kullanıldığında… işte o zaman kokunun ruhu ortaya çıkıyor. Örnek: Ormonde Jayne Nawab of Oudh parfümünde kullanıldığı gibi. Örneğin bazı parfümlerde çok yoğun ve karanlık veriliyor, sanki ağır bir tütsü yakılmış gibi; bazı markalarda ise öyle ustaca yumuşatılıyor ki odunsu ama ipeksi bir his bırakıyor.
Şunu da söyleyeyim: ud parfümlerde taklit edilmesi zor bir nota. Çünkü her ağacın verdiği ud farklı, kimi daha hayvansal, kimi daha tatlı, kimi daha dumansı… Bu da her parfümde bambaşka bir karakter yaratıyor. O yüzden bu ud kokuyor demekle bitmiyor, ud’un hangi yüzüyle karşımıza çıktığı çok önemli.
Benim için ud demek, sıradanlıktan çıkmak demek. Hani bazı kokular vardır ya, temiz sabun gibi kokuyor derler… işte ud tam tersi, hiç güvenli alanı olmayan bir nota. Ya çok seversin ya da hiç ısınamazsın. Ama bir kere bağlandığında da kolay kolay başka notalarla tatmin olamıyorsun. Bu yüzden ud içeren parfümler kör alış yapılmaması gereken parfümler bu tüm parfümler için geçerli ama işin içine ud girince nasıl bir ud notası ile karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz.
Bir diğer nokta ise bazı ud notalarını gerçekten inanılmaz pahalı iken bazı parfümler ud kullandığını söylemesine rağmen fiyatı düşük tutabiliyor. Bunun sebebi aslında şu; Her ağaçtan alınan ud maalesef kendiliğinden oluşmayan süreçlere dayanıyor.
Ağaç gövdesine yerleştirilen küçük kapsüller ya da fişler aslında inokülasyon işlemi için kullanılıyor. Doğada ud (agarwood) kendiliğinden oluşuyor: Aquilaria veya Gyrinops türü ağaçlar yaralandığında ya da mantar enfeksiyonu kaptığında, kendini korumak için reçine salgılıyor ve yıllar içinde o koyu, kokulu odun (oud) meydana geliyor.
Ama bu doğal süreç onlarca yıl sürebildiği için insanlar süreci hızlandırıyor:
Yani fotoğrafta gördüğünüz şey aslında ağacın bilinçli şekilde yaralanıp ud üretmeye yönlendirilmesi.
Doğal olarak oluşmasını bekleseler bu süreç onlarca yıl süreceği için böyle bir hızlandırma yapıyorlar. Bu doğal mı? Tam olarak değil ama bu durumun bu şekilde hızlandırılmasından başkada çare yok. Böyle olmasa ve doğal olarak gerçekleşen ud kullanılsa parfümlerin fiyatı şu anki fiyatının 10 katı olabilirdi. Bazen ufacık şişeler (sadece ud yağı içeren şişeler görmüşsünüzdür.) fiyatı inanılmaz pahalı. Bunun nedeni de tam olarak bu
Bu süreç bazen 10 - 15 yıl, bazen 50 yıla kadar sürebiliyor. Yani her ağaç ud üretmiyor, üreten de onlarca yıl bekletilmek zorunda kalıyor. Bu yüzden dünyanın en pahalı hammaddelerinden biri.
Kokusu çok katmanlıdır. Dumanlı, reçineli, bazen derimsi, bazen tatlı, bazen de hayvansal bir havası olur. Tek bir nota gibi değildir; içine bakınca adeta küçük bir koku evreni gibidir.
Parfümdeki rolü dip notalarda genelde baskın bir gövde oluşturur. Kullanılışına göre ya çok ağır ve karanlık bir koku yaratır ya da lüks ve sofistike bir yumuşaklık verir.
Bunu bazen parfüm şişelerinde şu isimlerle de görürüz; Oud veya Oudh.
Oud: Daha çok batı parfüm evlerinde kullanılır.
Oudh: Arapça/Hint kökenli yazım şekli, biraz daha oryantal bir hava katmak için tercih ediliyor.
Ud ya da kimilerinin oudh dediği şey. Kağıt üzerinde ağaç reçinesi deyip geçebilirsin ama işin içine girince bambaşka bir dünya açılıyor. İlk kokladığında bu nasıl koku? diye afallatan, sonra bağımlılık yapan bir nota. Dumanlı, biraz derimsi, yer yer tatlı, bazen de öyle mistik bir hava veriyor ki sanki bin yıl öncesinden gelmiş bir sır gibi.
Benim gözümde parfümde ud, sahneye çıkan başrol oyuncusu gibi. Girdiği anda ortamın havası değişiyor. Hele doğru kullanıldığında… işte o zaman kokunun ruhu ortaya çıkıyor. Örnek: Ormonde Jayne Nawab of Oudh parfümünde kullanıldığı gibi. Örneğin bazı parfümlerde çok yoğun ve karanlık veriliyor, sanki ağır bir tütsü yakılmış gibi; bazı markalarda ise öyle ustaca yumuşatılıyor ki odunsu ama ipeksi bir his bırakıyor.
Şunu da söyleyeyim: ud parfümlerde taklit edilmesi zor bir nota. Çünkü her ağacın verdiği ud farklı, kimi daha hayvansal, kimi daha tatlı, kimi daha dumansı… Bu da her parfümde bambaşka bir karakter yaratıyor. O yüzden bu ud kokuyor demekle bitmiyor, ud’un hangi yüzüyle karşımıza çıktığı çok önemli.
Benim için ud demek, sıradanlıktan çıkmak demek. Hani bazı kokular vardır ya, temiz sabun gibi kokuyor derler… işte ud tam tersi, hiç güvenli alanı olmayan bir nota. Ya çok seversin ya da hiç ısınamazsın. Ama bir kere bağlandığında da kolay kolay başka notalarla tatmin olamıyorsun. Bu yüzden ud içeren parfümler kör alış yapılmaması gereken parfümler bu tüm parfümler için geçerli ama işin içine ud girince nasıl bir ud notası ile karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz.
Bir diğer nokta ise bazı ud notalarını gerçekten inanılmaz pahalı iken bazı parfümler ud kullandığını söylemesine rağmen fiyatı düşük tutabiliyor. Bunun sebebi aslında şu; Her ağaçtan alınan ud maalesef kendiliğinden oluşmayan süreçlere dayanıyor.
Ağaç gövdesine yerleştirilen küçük kapsüller ya da fişler aslında inokülasyon işlemi için kullanılıyor. Doğada ud (agarwood) kendiliğinden oluşuyor: Aquilaria veya Gyrinops türü ağaçlar yaralandığında ya da mantar enfeksiyonu kaptığında, kendini korumak için reçine salgılıyor ve yıllar içinde o koyu, kokulu odun (oud) meydana geliyor.
Ama bu doğal süreç onlarca yıl sürebildiği için insanlar süreci hızlandırıyor:
- Ağaca küçük delikler açıyorlar.
- Bu deliklere mantar sporları ya da özel biyolojik çözeltiler enjekte ediyorlar.
- Ağaç, kendini savunma refleksiyle reçine salgılamaya başlıyor.
- Yıllar içinde gövdede oud (öd ağacı reçinesi) oluşuyor.
Yani fotoğrafta gördüğünüz şey aslında ağacın bilinçli şekilde yaralanıp ud üretmeye yönlendirilmesi.
Doğal olarak oluşmasını bekleseler bu süreç onlarca yıl süreceği için böyle bir hızlandırma yapıyorlar. Bu doğal mı? Tam olarak değil ama bu durumun bu şekilde hızlandırılmasından başkada çare yok. Böyle olmasa ve doğal olarak gerçekleşen ud kullanılsa parfümlerin fiyatı şu anki fiyatının 10 katı olabilirdi. Bazen ufacık şişeler (sadece ud yağı içeren şişeler görmüşsünüzdür.) fiyatı inanılmaz pahalı. Bunun nedeni de tam olarak bu